Yaşam Aşktır!

Hangi başlığa yazacağınıza karar veremediğiniz ve müzikle ilgili olmayan görüşler...
Cevapla
Kullanıcı avatarı
Semra Fayez
Mesajlar: 95
Kayıt: 05 Haz Pzr, 23:25
Konum: Ankara

Yaşam Aşktır!

Mesaj gönderen Semra Fayez »

Yaşam Aşk'tır


'Gerçek algı' aşkta. Aşkın içselleştirilmek gibi bir derdi olmamış hiç. 'İçte' çünkü. Dışsal hiçbir algı olmaksızın ''yaşama dünyamız aşktır!'' dediğimiz anda yaşam varolabilecek insan için...

Algılarımızın hepsi 'gerçek'. Çünkü içimizde oluşuyor ve biz de gerçeğiz. 'Gerçek olmayan' zulüm, öldürmek, hem de bile bile ve göz göre göre öldürmek. 'Gerçek' algılarımızın hayalmiş gibi gelmesi öncelikle korkularımız kaynaklı.

Günümüzde korku egemen. Bizleri canlı olmaktan uzaklaştırıp bir ölü hal içinde tutan budur. Temel ve Fadime'nin birbirine uçan senfonik bedenlerinin zerresinde bulamayız korkuyu! Hangi aşk hangi zulme boyun eğmiş? Yaşam, aşktır!..

İnsan gündelik dünyasında duyu algısı ve kendisine dikte edilen ''idea'' lar ile mi yaşar?
Evet! Duyu algımız 'normal' olanı. Ancak dikte edilen ''idea'' lar zulümlerle ''norm'' haline getirilmiş olanı!..
İnsanın içsel güçleri var mıdır yaşama dünyası karşısında? Tutkuları var mıdır?
Kesinlikle evet! Ki bu gücü olmasa değiştiremezdi. İşte şimdi bu değişim gücü aşka dönebilmek yönünde olmalı...

Aşk oksijen içredir ve yayar. Oksijen yaşamdır. Aşkta asla ve asla ve asla söz yoktur! Bu nedenle tam (pürüzsüz) algı vardır ve gerçektir. Dünya ve yaşamın 'gerçek'liği aşk içre bakılan gözlerdedir ancak, yüreğin gözünde. O yürek atışıdır yaşam...

Aşk kavramının da bu kültürün tam göbeğine oturtulmuş olmasına hiç şaşırmamak gerek. Çünkü aşık insan veya insanlar çok güçlüdürler. Güçlü olanı asla sindiremez sistem...

Oysa aşk, tam da kavuşma anında başlar. Başlamalıdır. Tam da o an eller ele değer. Değmelidir. O an gözler gözleri, kalpler kalpleri, beyinler beyinleri bulur. Bulmalıdır. Bu, tamamen bize bağlı!..

Sözün özü: Vuslat aşkın efendisi, aşkın vuslatı kendisidir!..
''Yaşam aşktır!'' tanımlamamı tanım içeriğinden kurtarıp o hallerimize bir gidelim, bir yoğunlaşalım. Yaşam aşk değilse, itirazları yanıtlamak isterim. Aşk kurtaracak insanlığı. Gerisi laf-ı güzaf...

Muharrem Yıldırım



Eğitimciler, sevginin ve aşkın eğitici, isteklendirici, devrimci gücünü iyi bilirler. Bir eğitimbilimci şöyle der: "Öğrencisinde öğrenme isteği yaratamayan öğretmenin çabası, soğuk demiri dövmeye benzer."
En son Semra Fayez tarafından 11 Mar Cmt, 3:04 tarihinde düzenlendi, toplamda 4 kere düzenlendi.
FAYEZ
ömer osmanoğlu
Mesajlar: 2
Kayıt: 29 Oca Pzr, 16:06
Konum: istanbul

Mesaj gönderen ömer osmanoğlu »

Sürekli tekrarlar, sürekli alıntılar, hırsızlıklar, çarpıtmalar çağındayız.

Nereye baksam ayrı bir soytarılık. Her yer içler acısı, çürümüş, yozlaşmış. Üretme, yaratma, yeni bir şeyler ortaya koyma tıkanıklığı yaşıyor insanlar, sanatçılar, şairler, ressamlar. Yüzyılların sözleri tekrarlanıp duruyor. Adamakıllı tekrarlansa söyleceyek lafımızı yok elbette. Ama baktığınızda sizi çileden çıkaran, öfkelendiren durumlarla karşılaşıyorsunuz sürekli.

Sözlerim doğrudan olacak. Çünkü bu gerekiyor. İnsanlar sanıyor ki hiç kimse birşeyden anlamıyor. Sanıyorlar ki ne yapsak olur, insanlar yutar bunu.

Yeni şeyler ortaya koymak için zorlu süreçlerden geçmek gerekiyor. Kendineden öncekileri bulacaksın, okuyacaksın, yutacaksın. Onları içine alıp iyice sindireceksin. Üretmek zorlu bir iştir. Çileli bir yoldur.

Bir müzik geliyor kulağıma ne olduğu belli değil. Ne anlattığı belli değil. Tarz yok, estetik yok, incelik yok. Anlam yok. Ama bir sürü şey var içinde. Biraz ordan biraz burdan. Peki ne bu şimdi? Nereye koyacağız bunu? İster istemez dinliyorsunuz. Kulağınız kirleniyor, duygularınız kirleniyor. Onu ortaya koyan size bakıyor yukardan. Onu övmenizi, takdir etmenizi bekliyor mağrur.
Ressam bir şeyler çiziktirmiş. Anlamsız, saçma sapan. Çok derin şeyler var sanıyorsunuz baktığınızda. Ama boş. Picasso'ya özenmiş, Dali var biraz, biraz grafik, bir parça ordan, bir parça burdan. Ama ne olduğu belli değil. Picasso o resimleri yapmadan önce binlerce kez yağlı boya resim çizmiş, klasik resmi kavramış, içine alıp değerlendirmiş, süzmüş ve sonra kendi tarzını oluşturmuş. Bizim ressamımız içinse bunların bir anlamı yok ki. O zaten doğuştan öyle resimler çizebiliyor. Ne gerek var geçmişe bir bakmaya. Bunları çizmek zaten kolay. Her gece bir resim çiziyor yeni ressam. Seri üretim. Sonra gelsin sergiler, övgüler vs..

Şairimiz de farklı değil. Gerek yok bunlara diyor. Öncekiler ne yazmış, nasıl hissetmiş. Küçümsüyor bunları. Hemen bir şeyler söylüyor. Bir şeyler karalıyor. Aruz nedir, uyak nedir bilmez. Zaten küçümser onları. Şimdi şiir farklı bir mecrada diye düşünüyor zaten.

Felsefeci içler acısı. Papağan gibi tekrarlıyor aynı karmaşık sözleri. Yapma bir filozof edasıyla.

İnsanlar iyice uzak gerçeğe. Gittikçe uzak. "Cesetler, sürüler ve mü'minler"den geçilmiyor. "Yeni değerler" yaratan sanatkar aslında yeni çukurlar açıyor kendine ve bize.

"Yeni gürültüleri bulanların değil; yeni değerleri bulanların çevresinde döner dünya; işitilmez onun dönüşü!"

Kısa yoldan şöhret olma sanatkarlar da bulaşmış. Uzun çileli yollardan geçmiyoruz artık. Her şey hazır. Bir kaç nota, bir kaç kelime, biraz boya tamamdır. "Eşsiz sanatınızı" buyrun koyuverin ortaya. Kurnaz, kapitalist, reklamcı anlayışa boyun eğen sanatçılar! Ne veriyorsunuz bize. Yığdınız önümüze paslı demirleri, kirli renkleri, kirli kelimeleri. Gösterin içinizdeki küçüklüğü sanat diye bizlere.

Sürekli "boyun eğme" ve "kurnazlık" ve "kişisel çıkar gözetme" Günümüze egemen olan anlayış bu. Ve bunlar bir erdem olarak konuyor önümüze. İster yutun ister yutmayın. Çoğunluk yutuyor bunu. Buna özeniyor. Ne acınacak bir tutum. Herkes buna alışkın. Herkes bunu onaylıyor. Bu yolda hızla ilerliyoruz uygun adım. Her zaman, herşeyin en bayağısına ne kadar da hazırmışız meğer. Biz ki yüce şeyler adına çıktık yola. Ama çamurlu bir yol koydular önümüze. Paçalarımıza bulaşmış pislik. Herkes kapkara elbiselerle geçiş seremonisinde şimdi. Ve yığın ağzı açık izliyor bunu. Herkes onlar gibi olmak istiyor. Onlara özeniyor. Siz de yapabilirisiniz bunu. Hemen sizi de büyük bir sanatçı yapıp sunabilirler piyasaya. Zorlu uğraşlarla boşa vakit geçirmenize gerek yok.


Bunu bilerek yapıyorlar. Kendi çarkları dönsün diye. Cepleri dolsun diye. Herşeyi kullanmaktan çekinmiyor sermaye sahipleri. Bütün değerler maddeye tahvil edilebilir olarak görünüyor onlara. Kölelikten gelen ne varsa ve özellikle de ayaktakımı kalabalığına özgü ne varsa işte bunlar efendi olmak istiyor!"

"İşte böyle günümüzde efendi olunuyor!"

Ama bu sözlerim uzun kulaklılar için değil. Her söz de her ağıza yakışmaz. Bunlar ince, uzak şeyler; koyun toynakları dokunmamalı bunlara!\"
ömer osmanoğlu
Kullanıcı avatarı
Semra Fayez
Mesajlar: 95
Kayıt: 05 Haz Pzr, 23:25
Konum: Ankara

Eğitim

Mesaj gönderen Semra Fayez »

Sonra bir öğretmen, "Bize eğitimden bahset." dedi.

Ve o cevap verdi:

"Hiç kimse size, içinizdeki bilginin şafağında halen yarı uykuda olandan bir zerre fazlasını açıklayamaz.Takipçileri arasında mabedin gölgesinde yürüyen bir öğretmen, size bilgeliğini değil sadece inancını ve sevgisini verebilir.Eğer gerçek bir bilgeyse,bilgeliğinin evine davet etmek yerine,sizi kendi aklınızın eşiğine doğru yönlendirir.Bir astronomi bilgini,size uzayla ilgili anlayışından bahsedebilir ama anlayışını size veremez.Bir müzisyen her yerde var olan ritimlerle bir şarkı söyleyebilir;ancak ne ritmi yakalayan kulağı,ne de onu ekolayan sesi size sunabilir. Ve semboller ilminde usta biri,size simgesel alanlardan söz eder,ama sizi oralara taşıyamaz.Çünkü bir kişinin sahip olduğu ilham,kanatlarını başka birine ödünç veremez.Ve nasıl her biriniz Tanrı'nın bilgisinde özgün bir yere sahipseniz, sizin de Tanrı'yı kavrayışınız ve dünyayı anlayışınız tek başınıza ve size özel olacaktır."
"


Halil Cibran
FAYEZ
Kullanıcı avatarı
Semra Fayez
Mesajlar: 95
Kayıt: 05 Haz Pzr, 23:25
Konum: Ankara

Evrene sevgi!

Mesaj gönderen Semra Fayez »

Özgürlük bir tepki değildir, özgürlük bir seçim değildir. Seçebildiği için özgür olduğunu düşünmek sadece iddiadır. Özgürlük, içinde ceza korkusu ve ödül beklentisi olmayan yönsüz saf bir gözlem halidir. Özgürlük, insan gelişiminin sonunda değil varoluşunun ilk adımında yatar. Gözlem halindeyken kişi özgür olmadığını görmeye başlar. Özgürlük, bizim günlük varoluşumuzu ve aktivitelerimizi yaşarken seçmesiz farkındalığımızda bulunur.
Düşünce zamandır. Düşünce deneyim ve bilgiden doğar geçmişten ve zamandan koparılamaz. Zaman insanın psikolojik düşmanıdır. Eylemlerimiz bilgi ve zaman üzerine kurulu olduğu için insan zamanın kölesidir. Düşünce sürekli sınırlıdır bu nedenle biz çatışma ve mücadele içinde yaşarız. Psikolojik evrim yoktur.
İnsan kendi düşüncelerinin farkında olduğu zaman görecektir ki düşünen ve düşünce şeklinde bir bölünme vardır. Gözlemleyen ve gözlemlediği, deneyimleyen ve deneyimlediği. Sonunda bunun bir ilüzyondan ibaret olduğunu keşfedecektir. Sonra sadece saf bir gözlem kalacaktır, geçmişin ve zamanın gölgesini içermeyen bir kavrayış.
Bu zamansız kavrayış zihine derin, köklü bir mutasyon getirir. Bütünsel , toptan olumsuzlama asıl, en olumlu harekettir. Psikolojik açıdan düşüncenin getirdiği herşey toptan olumsuzlandığında, yalnız ondan sonra orada aşk vardır, aynı zamanda merhamet ve zeka olan. "

"Sevgili ile ne demek istediğimi soruyorlar. Açıklayayım, siz istediğiniz gibi anlayın. Benim için O Krishna, Kuthumi, Maitreya, Buda--bunların hepsi, ama hepsinin biçiminin ötesinde. Ne ad verdiğiniz ne fark eder ki?... Benim Sevgilim gökler, çiçekler, her bir insan. Ben Sevgilimle birleştim ... ve siz Onu her bir hayvanda, her bitkide, acı çeken her insanda göremedikçe anlayamayacaksınız."


Krishnamurti
FAYEZ
Cevapla