Düşüncelerimi; hem müzik hem de halkla ilişkiler ve tanıtım disiplinlerinde, doktora düzeyinde eğitime sahip bir akademisyen birikimi ve yaklaşımıyla ve düzgün bir Türkçe ( hem ifade hem de yazı olarak ) ile yazıya dökeceğim. Birinci dileğim, bu yazacaklarıma; daha Türkçe'yi düzgün yazmayı dahi beceremeyen kişilerin, öncelikle bu konuda yakın çevrelerinden takviye alarak yanıt yazmaları. Bunu özellikle rica ediyorum. Çünkü bu site; ucuz arkadaşlıkların bozuk Türkçe ile geliştiği yoz sitelerden değil.
Asıl konuya gelecek olursak; burada yazacaklarımın önemli bir kısmını Sayın Örter'in yüzüne karşı da defalarca ifade edebildiğim için (kendisi bunları defalarca saygıyla ve olgunlukla dinlediği için) burada da yazmakta bir sakınca görmüyorum. Sevgili Mahiye Hocamızın Hasan Cihat Örter'i anlayabilmek yaklaşımından yola çıkacak olursak; her şeyden önce Sayın Örter'i anlayabilmek için, bir süre olsun, adeta bir müzik tapınağına dönüşmüş olan evinde bulunmak şart diye düşünenlerdenim. Kelimelerle ifade edilemeyecek derecede üst düzeyde bir MÜZİSYEN olduğunu değerlendirmek benim haddime düşmez ama öyle. Öte yandan hemen ifade etmeliyim ki; Sayın Süleyman Tarman da, Sayın Hasan Cihat Örter'in kendisine yönelttiği olumsuz yaklaşımı asla ve asla hak etmeyen; istese müzik camiasında pekçok kişiyi bileğinin hakkıyla almış olduğu ünvanını kullanarak kolayca ezebilecekken bunu yapmayı aklından dahi geçirmeyen GERÇEK BİR AYDIN VE GERÇEK ATATÜRKÇÜ BİR MÜZİK EĞİTİMCİSİ.
Hasan Cihat Örter; ustaca bir marka konumlandırması, imaj çalışması ve sıkı bir ekiple kısa sürede ikinci bir Barış Manço olabilirdi (hala da olabilir ). Ancak bunun için; öncelikle toplumu tümüyle kavrayacak mesajların ön planda olduğu bir iletişim politikası izlemesi gerekirdi. Birkaç yıldır bizzat tanıdığım Sayın Örter'e defalarca ifade ettiğim gibi; çoluk çocuğun yönlendirmesiyle, varolan Hasan Cihat Örter saygınlığı da günden güne kaybolmakta. Sayın Örter; tüm söylemlerine Her şey İslam için diyerek başlamakta. Herkesin olduğu gibi; Sayın Örter'in kişisel görüşlerine de içten saygı duymakla yükümlüyüz ( bu arada şu anda ifade etmekte olduğum düşüncelerimi; Sayın Örter, herşey solculuk için; her şey ülkücülük için vb. şeklinde ifade etseydi de yinelerdim. Asıl vurgulamak istediğim nokta; Hasan Cihat Örter gibi tüm toplumu kavrayabilecek potansiyeldeki müzikçilerin belli bir ideolojik grubun apaçık askeri olma haklarının bulunmayışıdır) Dünyada; Cat Stevens örneğini ele alacak olursak; belli bir noktaya yükselip, kişisel tatminini sağladıktan sonra bir dine yönelmesi ve Yusuf İslam adını alması sonucunda diğer dini ya da ideolojik gruplar tarafından dışlanma stresini yaşamamış bulunmaktadır. Buna takiyye falan da denemez. Bu, tıpkı; bir annenin, bir babanın çocuklarından birini daha fazla sevdiğini hissettiğinde bu duygusunu frenlemesi gibi düşünülebilir. Mustafa Kemal'in başarısının ardındaki temel unsur da ulusu bir bütün olarak kucaklayabilmesi değil miydi sonuçta? Yine ülkemizden Barış Manço örneğini ele alalım. Onun da bir ideolojik görüşü vardı. Ancak hiçbir zaman bu ideolojik görüşünü ön plana çıkarak asıl misyonunu gölgelemedi. İdeolojik görüş bir yana; rahmetli Manço'nun, medyada sigara içerken bir tek resmi dahi yer almamıştır. Çünkü medya mensuplarından özellikle rica etmiştir Barış Abi; Beni çocuklar izliyor lütfen sigara içerken görüntülemeyin diyerek. Tek bir medya mensubu da atlatma haber yapabilmek için sigara içerken görüntülememiştir rahmetliyi. Yani sözün özü; sanatçı, istediği ve gerekli bilimsel iletişim altyapısını oluşturabildiği takdirde, tek bir sözüyle medyayı yönlendirebilmektedir. Öte yandan bu toplumun, bugünkü Türkiye'nin acilen yüzlerce Süleyman TARMAN'a ve yüzlerce Hasan Cihat ÖRTER'e ihtiyacı var iken bu iki değerli üstadın birbirine kırgın olması bizzat yoz müzik düzenini yaratanların ekmeğine yağ sürmektedir. Sayın ÖRTER Hocam darılmasın ama; bence Sayın TARMAN'a ilk sataşan kişi olarak (üstelik diğerleri ifadesiyle de hepimizi dışlayarak ve hakaret ederek ) ciddi anlamda bir özür borçlu. Bir bankaya; bir postaneye vb. iş yerlerine bile girdiğinizde orada çalışan kişiye iyi günler diyerek söze başladığınızda ve nezaketinizi sürdürdüğünüzde; işlerinizin çok daha bereketli yürüdüğünü hepiniz yaşamışsınızdır. Tübitak'ın bir kitabında ( 1 ) şöyle bir söz yer alıyor: HAYAT O KADAR KISA DEĞİLDİR VE NEZAKET İÇİN DAİMA YETERLİ ZAMAN VARDIR ( Ralph Waldo Emerson ). Sayın TARMAN; yıllardır akademik platformda nitelikli müzik ve müzikçilerin güçbirliği yapabilmesi ve tek ses, tek yürek olabilmesi; böylelikle de tam olarak Sayın Örter'in de vurguladığı yozlaşmış medyaya karşı da etkin bir güç olabilmesi yönünde en büyük girişimlerden birini gerçekleştirmişken ve günden güne tüm Türk Müzik Eğitimi camiasını bu saygın sitede buluşturma yolunda hızla ilerlerken, onun bu konudaki özverisini, iyiniyetini hepsinden önemlisi hevesini köreltmeye; ivmesini düşürmeye HİÇ KİMSENİN HAKKI YOKTUR. Bu konuda gereğince özenli davranmak hepimizin öncelikli sorumluluğu olmalıdır. Sadece doğruları söylemek yetmez; onları, bize yakışır biçimde gereğince estetik olarak ifade etmekle de yükümlüyüz. Sayın ÖRTER, kimsenin itiraz edemeyeceği üstün virtiözitesini bazı İslam tüccarlarının ( tekrar ediyorum, sol görüş de taşısaydı aşırılığın yanlışlığını vurgulayacaktım;Sonuçta ülkemiz, onyıllardır ne yazık ki her ideolojinin tüccarlarının elinde oyuncak olmaktadır ) emrine ve amatör menejerlere emanet ettiği sürece yalnız kalmaya devam edecektir. Öte yandan profesyonel tanıtım çalışmalarına, profesyonel bir ekiple başlarsa ve devam ettirirse; kısa sürede özlediği ve hak ettiği ilgiyle vatanında da buluşacaktır. Böylece biz küçük eğitim neferleri de kendisinden sürekli fırça yemekten kurtulabileceğiz


Saygılarımla
Alp ÖZEREN
Müzik Eğitimcisi-Halkla İlişkiler Uzmanı
( 1 ) DAY, Robert A. , çev: Gülay AŞKAR ALTAY, Bilimsel Bir Makale Nasıl Yazılır ve Yayımlanır, Tübitak Yayınları, 1996, s. 53