Bir açıklama ve pedagojik uyarılar

Doğrudan müzikle ilgili olan konulara yer veriniz.
Cevapla
mahiye
Mesajlar: 143
Kayıt: 16 Haz Prş, 13:39

Bir açıklama ve pedagojik uyarılar

Mesaj gönderen mahiye »

Müzik Öğretmenlerine Açıklama ve Uyarılar

Açıklama: Gazi Eğitim Fakültesinin internet sitesinde düzeltme yapıldı.
Daha önce Akademik Birimler sayfasında iki ayrı başlık altında sıralanan öğretim üyelerinin adları “Müzik Öğretmenliği” başlığı altında birleştirildi. Önceki iki başlık, haklı olarak bize yeni bir ayırımın başlamış olacağını düşündürmüştü. Güzel bir şey oldu, bu eleştirimiz ses getirdi ve söz konusu internet sayfasında düzeltme yapıldı.
Dekanlığın bölüm öğretmenlerinden habersiz böyle durumlara neden olabildikleri de bu arada kanıtlanmış oldu. Umarım bölüm öğretmenleri bundan sonra daha temkinli davranacaklardır. Çünkü büyük oynayan bir emperyal güç tarafından kuşatıldığımız ortadadır. Bu güç kendi programını yürütmek için YÖK merkezine yerleşmiş haldedir.

Uyarılar: Taktik Tuzaklara Dikkat
Gazi Eğitim Fakültesinde olanları iyi takip etmek gerekir, çünkü YÖK birinci derecede burayla ilgilenmektedir. YÖK yetkilileri de çok iyi biliyor ki, en köklü öğretmen yetiştiren kurumumuz burasıdır, burayı değiştirmek tüm Türkiye’nin öğretmen yapısını değiştirmek demektir. (Her ne kadar 1980 sonrası liberal yapılanmayla piyasaya eleman yetiştirme psikolojisi öne çıkartıldıysa da ana işlevini kaybetmemiştir.)
Buradaki öğretim üyelerinin pedagojik donanımları kadar, nasıl bir güçle karşı karşıya olduklarını bilmeleri de önemlidir.
Üzerlerine gelen gücün yöntemini ve dilini anlamazlarsa yenik düşme tehlikesi vardır. Örneğin; yapılan görüşmelerde yetkili muhatap ortada yoktur, o kimdir kimse görmez, tanımaz.
1.örnek:Talim ve Terbiye Kurulu başkanı Ziya Selçuk ile bir görüşme yapılıyor ve aldıkları son yanıt, “Bu konu benim kararımla olmaz, ben de üstümdekilerle görüşmeliyim” oluyorsa, bu ne anlama gelir?
Böyle bir son sözle biten toplantıda verilen hiçbir sözün ehemmiyeti kalmaz. Yetkili diye randevu alarak konuştuğumuz kişi karşımıza ben tam yetkisiz bir insanım diye geliyorsa burada onursuz bir ilişkiye taraf konumuna düşürülmek vardır.
2.örnek: Bakan Hüseyin Çelik’in, temel eğitim ve orta öğretim programlarında değişikliği tamamladık, sıra gelmiştir öğretmen yetiştirme programlarını değiştirmeye dediği açıklamasının ardından TTK başkanı ve İlköğretim daire başkanının istifalarını basından öğrendik. Müzik bölümünde görüşme yapılan bu tam yetkisiz kişiler fiilen de yok artık. Muhatapsız bırakılmanın bir başka taktiği de bu.
TTK başında 3 yıl duran bu tam yetkisiz kişinin eğitimi sosyal devletten alıp piyasaya devrettikten sonra kaçarcasına, kendini eleştirilerden muaf tutmak üzere istifa ettiği anlaşılmaktadır. Taktiklerinden biri de bu; “Yık devir sonra sorumluluktan kaç”.
3.örnek: Pas artık YÖK öğretmen yetiştirme dairesinde görünüyor. Geçtiğimiz haftalarda Gazi Müzik Böl. öğretim üyelerinden Ali Uçan, Suna Çevik, Selmin Tufan ve Salih Aydoğan’dan oluşan bir grup YÖK başkan yardımcısı İsa Eşme ile bir görüşme yapmıştır. Bu görüşmede nelerin konuşulduğu tüm müzik eğitimcilerine, internet ortamında açıklanmalıdır.
Bu görüşmenin sonunda, İsa Eşme’nin, tıpkı eski TTK başkanı gibi, kendisinin tam yetkisiz olduğunu belirten bir ifade kullandığı bilinmektedir.
Peki kimdir YÖK içindeki tam yetkili? Neden muhatapsız görüşmelere taraf edilmektedir öğretim üyelerimiz?
4.örnek: Bir yandan da yeni program yazdırmalara devam edilmektedir! Hem de komisyon kurdurarak değil, kişilere yazdırtarak. Bir çeşit siparişle yazdırma taktiği. Piyasacı modele uygun olanı budur.
“Yeni bir program yaz, içine ne koyduğun önemli değil” ne demektir? Arkasından, “az olan iyidir, şunu da atın, bunu da atın diyecekler, tıpkı Matematik Türkçe Sosyal derslerin müfredatlarında yaptıkları gibi. Zaten çocuk seçerek alacaksa, ne kadar müzik aldığının önemi yok YÖK’e göre.
Not: Bu arada bir düzeltme yapayım, Salih Aydoğan’ın hazırlamakla görevlendirildiği programın müzik öğretmenliği programı değil ilköğretim müzik programı olduğunu öğrendim, düzeltir özür dilerim. Bu yanılma, Gazi Eğitim Fakültesinde daha önce adının yeni açılmış bir bölüm gibi gösterilen Müzik Öğretmenliği adı altında yer almış olmasından kaynaklanmıştır.
Bu noktada yapılacak tek şey bulunduğumuz mevzii korumaktır, yeni program yazmayı durdurmak, buna direnmektir. Çünkü içi tuzaklarla dolu bir program yazdırma süreci yaşatılmaktadır. Cumhuriyetin kazanımlarından olan eski sosyal programları korumak çok daha önemlidir şu anda.

Pedagojik Çarpıtmalarla Tuzaklar:

Eğitimin üzerinde oturduğu en temel ilkeyi anımsayalım: İNSAN BİYOLOJİK, PSİKOLOJİK VE SOSYAL VARLIKTIR.
Unutturulan tanım budur. Bu tanımla oynayarak çocuklarımıza yeni tuzaklar kurulmaktadır. Bu tanımın içine ustaca yerleştirilmiş üç anahtar sözcük tüm kapıları çocuklarımıza kapatmaktadır: ÇOCUK BİREYDİR, ÇOCUK KÜLTÜREL VARLIKTIR, ÇOCUK DUYGUSAL VARLIKTIR.
Eğer Ankara Alman Kültür’de verdiği görsel sunumda Suna Çevik hanım, piyasaya göre eğitim modelinin bu üç anahtar sözcüğünü bilerek kullandıysa çok hazin bir durum söz konusudur. Daha önce müzik eğitimiyle ilgili hiç bir sempozyumda yer almamış bir tanımdır. Drama, Orff, Suzuki ve Kutay yöntemleri gibi çağdaş yöntemlerin çocuğun sosyal varlık olduğu esasına dayanan çağdaş yöntemler olduğunu bir çırpıda unutup çocuk bireydir demek nasıl olabiliyorsa…
Bireyle sadece çalgı öğretimi yapılır, (kaldı ki son çağdaş araştırmalar grupla çalgı öğretimini önermektedir) ve piyasacı model de bu yüzden çocuk bireydir demektedir.
Bu hatalı tanım, bizim eğitim dilimize, şimdi koyup kaçan Ziya Selçuk’la birlikte ve çok yakın bir tarihte girmiştir? ABD’de ilk kullanılışı eğitimin sektörleşmesiyle birliktedir; 1983’tür.
Yukarıdaki kavramlarla konuşan bir öğretim üyesinin müzik dersini ve hatta çocuğun sosyal varlık olduğuna, grup pedagojisine ve koro pedagojisine dayanan Koro Metodunu (Kutay Metodu) savunması da zor olacaktır.
Müzik eğitimcisi meslektaşlarımı pedagojik bilgilerinizi tazelemeye ve yüksek sesle düşünmeye davet ediyorum;
Birey tek başına kültür üretebilir mi, tek başına bir kültürü yaşatabilir mi?
Kültür bir etkileşimdir, yani sosyal bir olgudur. Çocuğu birey kabul edenler bireyin kültür üretmesini bekleyemezler. Var olan kültürü yaşatmak için birey yetemez. Üretilmeyen kültür yaşamaz. (Sultan Kutay: “Kültür bir miras olamaz. Kültür sürekli üretmeyi gerektirir; onu iyi bir seviyede tutmak ve korumak zordur, fakat onu kaybetmek çok kolaydır.”
Çok basite indirerek örnek verelim. İki çocuk yan yana geldiğinde hemen bir ritmik oyun başlatırlar; sosyalleşmeyle müzik birilikte başlıyor ve bu bir kültür oluşturuyor. Çocuk aynı zamanda psikolojik varlıktır, ki burada iki kişi olmaktan hoşlanmaya başlamaktadır, buna istekli olmaktadır, devamını istemektedir.
“Çocuk duygusal varlıktır” sözü burada çürütülür; çocuk duygusal tepkilerini grup içerisinde gözden geçirir ve otokontrol geliştirir, grubun beğenileri onun da beğenilerine şekil verir. Burada duygularımıza şekil veren asıl etkenin grup olduğunu görürüz. Neye sevineceğimizi, neye üzüleceğimizi belirleyen sosyal çevremizdir.
Şimdi YÖKün karşısına geçip toplu müzik eğitimini ve dayandığı pedagojisini savunması umulan bir öğretim üyesi yanlış pedagojik yaklaşım içindeyse nasıl savunur müzik derslerini? “Bana güvenin” güvenmek için yeterli midir?
Öğretmen yetiştiren bir kurumun öğretim üyesi eğer piyasaya eleman yetiştiren bir müzik okuluyla, örneğin Bilkent müzik okuluyla, kendi okulunu eş tutarsa, yani çalıştığı kurumun bir öğretmen yetiştiren kurum olduğunu unutuyorsa nasıl savunur mesleğini ve mezunlarının geleceğini?
Sonuç olarak; Müzik Öğretmen Yetiştirme Programları üzerinde yapılmak istenen değişikliklere karşı farklı hassasiyetler geliştirmiş olmak gerekmektedir. Yeni emperyalizm yeni söylemlerle, kulağa hoş ve boş gelen sözlerle eğitimin niteliğini değiştirmek üzere tuzaklarla dolu bir yola bizi sürmektedir. Sosyal devletlerin eritildiği bir dünyada bizim sosyal müzik programımızdan rahatsızlık duyanlara tek yanıtımız “Gölge etmeyin başka ihsan istemez” olmalıdır.
Bugün, YÖK tarafından önümüze konulan tüm programların durdurulması çok daha önemlidir. Yapılan her değişikliğin içinde tuzaklar vardır.
Daha önemlisi, Gazi Müzik Bölümünde öğretim üyesi olmanın bir onuru vardır ve bu onurun bir bedeli vardır, ilgililerine bunu anımsatmak istiyorum.
Bu halk size oğullarını kızlarını müzik öğretmeni yapasınız diye güvenerek teslim etti, maaşınızı ödedi. Sizin o gençleri sokağa salıvermeye hakkınız yoktur. Çocuklarını koruyamayan ebeveynin onlar üzerinde söz hakkı olamayacağı gibi, müzik dersi programlarıyla ilgili söz hakkınız da biter. Öyleyse, önce mezunlarınıza iş garantisi ve eski mezunlarınıza tayin garantisi sağlamalısınız. Mezunlarınızın karnı açken olmaz! Nasıl yaparsanız yapın, bunu sağlayın. Hatta, ”Ya çocuklarımıza da iş, yada hiç birimiz” der, toplu istifa silahını kullanabilirsiniz!
Cevapla