Macar Çingeneleri

Doğrudan müzikle ilgili olan konulara yer veriniz.
Cevapla
mahiye
Mesajlar: 143
Kayıt: 16 Haz Prş, 13:39

Macar Çingeneleri

Mesaj gönderen mahiye » 04 Eyl Pzr, 0:57

M.Morgül 17.8.2005

Macar Çingeneleri

Macaristan denilince Lizst, Brahms, Bartok, Kodaly ve Çigan müziği akla gelir. Çigan müziği insanın içini kıpırdatır, ruh verir, can verir, sıcaktır, insanı ısıtır, hayat dolu bir müziktir.

Çigan müziği Çingene müziğidir. Çingene kökenli Macarlar onu en güzel icra ederler. Çigan müziğinin temel çalgısı kemandır ve kemanı en hızlı çalanlar yine onlardır. Dünyaca ünlü toplulukları vardır.

Macar Çingenelerinin bu kadar güzel özellikleri varken işsiz, yoksul ve dilenci olanlarına bakarak Çingenelerden utananlara rastladım. AB içerisinde bu işsizler yüzünden sorunları varmış, kendilerini mahcup ediyorlarmış.

Oysa Çigan müziklerini dünyaya armağan eden bu insanlara hepimiz teşekkür borçluyuz dünyamızı müzik cennetine çevirdikleri için. Eğer Brahms Macar Danslarını bestelemeseydi, eğer Lizst Çingene kızına aşık olup da onun ailesinden o ünlü Çigan keman sololarını öğrenmeseydi Macar müziği evrensel müzikte bugünkü yerinde olur muydu?

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; eğer Macar Çingeneleri varsa Brahms vardır, Lizst vardır. Macar halk müziği beslemiştir onları ve onlardan sonrakileri de. Sıradan bir Macar olan otel sahibimizin deyimiyle “Hepsi de toplayıcıydı, toplayacak bir şey bulamasalardı ünlü olamazlardı”. Ne kadar doğru bir gözlem! Ancak burada bir şey eksikti, eğer besteciler bu ezgileri toplayıp notaya almasaydı dünya bunları bilmeyecekti, Çigan ezgileri evrenselleşemeyecekti. Demek ki ikisinin de varlığı birbirine bağımlı; doğanın kuralına uygun.

Onları aşağılama 1989’dan sonra, yani kapitalizme dönüşle birlikte başlamış. Bir kısım Çingene aile işini kaybetti, dilenciliğe başladı, sokaklarda yoksul ve ayyaş dolaşmalar başladı. Tam bu dönemde AB kapısı aralandı ve bu işsizlerinizi halledin denildi. Bu sırada bir umut doğdu; Çingene kökenli bir başbakanları oldu, adını değiştirmişti ama asıl adını herkes biliyordu. Yoksulların durumunu iyileştirecek diye beklerken Şarap fabrikatörü oldu bu başbakan. Verdiği sözlerin tersine, yoksulların durumu daha da ağırlaştı.

Üniversiteli Kristina anlatıyor onları neden sevmediğini. Çok çocuk yapıyor ve çocuklarını okula göndermiyorlar diyor. Çocuk parası alıp onunla yaşamayı tercih ediyorlar. Hükümet dilencilerin nüfus cüzdanlarını geri aldı ama sorun çözülmek yerine katlandı. Nüfus cüzdanı olmadığı halde Paris’e gidenler bile olmuş, orada dilencilik yapıyorlarmış. Yani AB’nin bir başka ülkesinde Macarca konuşan dilenciler var. İşte bunun için sevmiyor onları Kristina.

Kristina çözüm önermiyor sadece onlardan nefret ediyordu, çünkü genç kızımızı utanılacak bir halkın mensubu konumuna düşürüyorlardı… Aynı Kristina Almanya’da çalışan erkek arkadaşının kendisiyle Macarca konuşmak yerine İngilizce konuşmak istemesini de ülkesine saygısızlık olarak görüyor, bu yüzden ilişkisini bitirmek isteyebiliyordu.
İşte bu noktada düğümü çözdüm; AB bize de bunu yapıyor. Kendi halkının mensubu olmaktan utanacağın suni sorunlar yaratıyor, aşağılık duygusuna kapılmanı istiyor ki bu bocalama ortamında ipleri kendi elinde tutabilsin.

Oysa Çingene her ülkede vardır ve her ülkede dilencilik yapana Çingene denir.

Dönelim tarihe. Roma İmparatorluğu dağılınca işsiz kalan taş kırıcı köleler (ki avuçlarına yiyecek konulması alışkanlıkları oradan gelir) kendi yaptıkları şehirlerde dilencilik yapmaya başladılar. Keçkemet’in de doğu mahallesinde oturuyorlar. Her şehirde kale mahallesi Çingene mahallesidir, çünkü burası şehrin kurulduğu yerdir ve Çingeneler şehirlerin ilk kurucusu eski taş yontucu kölelerdir. Efendi de aynı insandır, ama egemen sınıf kendini halkından farklı isimle tanımlar. Bu bilgi batılı Beyaz Adam’ın tarih kitaplarında yazmaz, yani efendiler kendi tarihlerini yazarken orada kölelerinin yeri yoktur. Bu özellikleri bugün karşımıza dilencileri dışlamak şeklinde çıkmaktadır.

Bir sosyal gerçeklik de şudur; Çingenenin eli iş tutanı artık Çingene değildir. Çünkü sınıf atlamıştır. Şehrin doğusunda kalan kale mahallesindeki yoksul evinden batıdaki modern mahalleye taşındıktan sonra ona artık kimse Çingene demez.

Yani çok basit bir çözümü vardır, işsizliği kökünden çözümleyen sosyal devlet politikasına döneceksin, hepsi bu kadar. Çünkü liberal ekonomiyi savunurken dilencilik yok edilemez. Mahmut Esat Bozkurt’un demokrasi tanımında belirttiği gibi, liberalizm halkın bir kesimini yoksul bırakırken demokrasiden söz edilemez, hem liberal hem demokrat olunamaz; demokrasi devletçi ve halkçı ekonomi politikalarıyla gerçekleşir. Liberalizmi savunan mason dernekleri demokrasi dışı derneklerdir, gizli çalışırlar, emir kuludurlar, bu yüzden kapatılmaları gerekir. Liberal demokrasi bir aldatmacadır, halkı yoksullaştırır, vb.

Bunları Kristina’ya anlatmam zordu. Ona sadece küreselleşmeyi savunuyorsa dilencileri de kabul etmek durumunda olduğunu söyleyebildim.

Yine Kristina, “Çingene aileler çocuklarını okula göndermiyor, aileleri onları eğitimsiz bırakıyor, sonra da suç işliyorlar” dedi. “Zorunlu değil mi? “ diye sorduğumda, “Demokrasi var, babası isterse çocuğunu okula göndermez” dedi. Çok şaşırdım, okula çocuk göndermemeyi demokratik bir davranış olarak algılayabilen bir AB’li üniversite öğrencisiydi karşımdaki. Ona “Çocuklar doğduktan sonra hepimizindir, sadece o ailenin değildir” dedim ve o da bunu anlamakta zorlandı. Oysa sosyalizm zamanında ilkokulu okumuştu. Meğer toplumcu değerler ne kadar çabuk silinebiliyormuş!

Macaristan’da dışardan birisi olarak üç insan katmanı gördüm. Birincisi Yahudiler; büyük şehirlerin merkezinde otururlar, egemen konumdalar, varlıklılar, büyük iş yerleri var, klasik müzikte alan onların elinde. İkincisi Macarlar; Çingene kökenlilerle kaynaşmışlar ve bir halk olmuşlar, orta tabakayı oluşturuyor. Üçüncüsü yoksul Çingeneler; en düşük işlerde çalışıyorlar veya işsizler.

Kantinde çalışan bir işçi, Yahudilerin zengin ve egemen olmalarından rahatsızlığını fısıldayarak söylüyor bana. Savaş sırasında Yahudilerin önde gelen bilim ve sanat adamları ABD’ye göç etmişler, diğerleri iş yerlerini kapatarak gitmiş ama savaştan sonra dönüp aynı işlerini açmışlar. Savaşta asıl götürülüp öldürülenler Çingeneler olmuş.

Macar televizyonunda Krezmer Band adında ünlü bir Çigan orkestrasının konser kaydını izledim. Lüks bir konser salonunda kalburüstü insanlara verilmiş bir konserdi. Yani Macar seçkinleri/zenginleri, ki aralarında kippalı erkekler de vardı, Çingenelerin müziğiyle eğlenmekteydi. Çingeneleri bu kadar dışlarken onların müziğine dayanamadıkları ortadaydı.

Bartok Müzik Okulu öğrencilerinden yaylı çalgılar dörtlüsünü dinledik. Bu grubun gençleri Çingene kökenliydi. Demek ki müzik okullarında rahatlıkla okuyabiliyorlar. Çok da başarılı öğrencilerdi.

Yine bir akşam Budapeşte Halk Dansları topluluğu bizim için gösteri yaptı. Müzik grubu Çingenelerden oluşmuş bir Çigan orkestrasıydı. Buradan da anladım ki Macar halkını Çingeneler oynatmaktadır.

Özetle şunu gördüm ki, Macaristan’da yaşamın önemli bölümünde Çingeneler var ve birileri de onları küçük görmektedir.

Cevapla