Kierkegaard'ın varoluşçuluğu!

Hangi başlığa yazacağınıza karar veremediğiniz ve müzikle ilgili olmayan görüşler...
Cevapla
Kullanıcı avatarı
Semra Fayez
Mesajlar: 95
Kayıt: 05 Haz Pzr, 23:25
Konum: Ankara

Kierkegaard'ın varoluşçuluğu!

Mesaj gönderen Semra Fayez »

"Herkesin maskesini çıkarıp atmak zorunda kalacağı bir geceyarısı vaktinin geleceğini bilmiyor musun? Hayatın her zaman kendisiyle alay ettireceğini mi sanıyorsun? Bundan kaçmak için geceyarısından biraz önce sıvışabileceğini mi zannediyorsun? Yoksa ondan dehşete kapılmıyor musun? Gerçek hayatta insanlar gördüm, öylesine uzun zamandır başkalarını kandırmışlar ki en sonunda gerçek mizaçları ortaya çıkmaz olmuş; saklambaç oynayan insanlar gördüm, o kadar uzun zaman oynamışlar ki en sonunda delirip o ana kadar gururla sakladıkları gizli düşüncelerini iğrenç bir şekilde başkalarının gözünün içine sokmuşlardı. Peki, sonunda mizacının bir çokluğa dönüşmesinden, açıkçası çok sayıda olmaktan, o mutsuz şeytanîler gibi bir lejyon oluşturmaktan ve bu şekilde bir insanda bulunan en içteki, en kutsal şeyi, kişiliğin birleştirici gücünü kaybetmiş olmaktan daha korkutucu birşey düşünebiliyor musun? Doğrusu, ciddi olduğu kadar dehşet verici de olan o şeyle dalga geçmemelisin."


Sören KİERKEGAARD (Kahkaha Benden Yana) s.163


Hep böyle olmamış mıdır zaten? Bir kadın çıkar ve insanın hayatı altüst olur. Erkek kendisiyle hesaplaşmaya başlar, ciddileşir ve ‘erkek olma’yla yüzleşir. Kadın kah olur dipsiz kuyuya çeker, kah olur uçsuz göğe. İyi veya kötü, ne olursa olsun, kadın erkeği sarsan bir hadisedir ve Kierkegaard’ı da derinden etkilemiştir. Regine’ye evlenme teklif eden ve bir sene sonra da bilinmeyen bir sebeble nişanı bozan Kierkegaard Berlin’e kaçar. Ve bu bilinmez sebebi, halinin muhasebesini, neredeyse dünyanın en uzun aşk mektubu diyebileceğimiz tuğla kalınlığındaki “Ya / Ya Da” ile yapmıştır. Ömrünün sonuna kadar yazdığı bütün eserlerde artık hep Regine’in izi olacaktır!
FAYEZ

hakanyuksel
Mesajlar: 11
Kayıt: 21 Ara Çrş, 20:37
Konum: manisa izmir

Mesaj gönderen hakanyuksel »

Bazen kendini bir yok oluşun içinde hisseder insan.Halbuki yok olmak,yaşam eğlenceliği içinde var olmaktan çekici geldiği zamanlarda bile,son bir kez günahlarından arınmaya çalışılır.Bu oldukça dramatik bir hal alır çoğu zaman.Ama bazı insanlar vardırki arınmışlık içinde yok etme duygusunu vareder sessizce ve çaresizce.Bu durum öyleki onların ne kusuru nede çaresizliğidir,bilhakis insanca varolma savaşlarının gerçeğidir ve hiç bir tarih onları yargılayamaz!Yaşamdan beklentileri hiçliğe mahkum olmuş insanlar,hayatlarını sürdürürken nefes alabiliyor olmanın bilincini,huzurunu ve nimetini algılayamazlar,kendi şarkılarını kendilerine söylerler o güzel sesleriyle!Duyan olurmu acaba?Dinlenebiliniyor olmasını zannetmek en büyük mutlulukları olsa gerek.Geçmişin kara mizahıyla her zaman kendi alınlarında kara bir leke gibi dolaştıklarının birtek kendileridir şahidi,insan arasına karışamamalarınında da en büyük nedeni![/b]

Cevapla